Ebru Gündes’e açık mektup

Biraz önce kapıdan içeri girdim, çok yoğun bir günün ardından biraz soluklanayım, günün karmaşasını üzerimden atayım dedim. Demez olaydım, bir baktım internette Ebru Gündeş furyası esiyor, ne oluyor yahu dedim, tıkladım izledim.

Şimdi öncelikle kaç gündür sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın gündemini değiştiren, iki ayrı grubun çekişmesini izliyoruz. Evet, kendi ülkemizde seyirciyiz, ne yazıktır ki sahne de güzide ülkemiz Türkiye. Dünyanın en büyük yolsuzluğu (ortaya çıkan) ile karşı karşıyayız. Ülkenin kaybettiği itibar bir yana, ekonominin yaşadığı kayıplar bir yana, bizim; yani sade vatandaşın cebinden çıkan para bir yana… Hangisine üzüleceğimizi şaşırmış durumdayız. Kişi başı bu yolsuzluğun maliyeti sadece bize değil, çocuklarımıza, belki de onların bile çocuklarına yansıyacak. Bireylerin hükümete, siyasete (sadece bu hükümet soymadı bizi, kabul edelim. Gelen götürdü, giden götürdü) olan güvenini tamamen bitirdi bu son yolsuzluk. Yani özetle sıcağı sıcağına tahmin bile edemeyeceğimiz bir karanlığa doğru yol alıyoruz ve karşılacağımız kayıpların anlatılan senaryolardan çok daha büyük olduğuna inanıyorum.

ebrugundes mavi tuvaletŞimdi gelelim internette dolaşan ağlama videosuna… Ebru Gündeş’i bu halk çok eskiden beri dinliyor ve seviyor. O’nun bir hikayesi var. Ben çocuktum hatırlıyorum, konfeksiyondan çıktı, masmavi üzerine üç beden büyük tuvaletle şarkılar söyledi, herkesin gönlünü kazandı. Ünlü oldu, ardından canlı yayında (sanırım albüm lansmanında) çok büyük bir rahatsızlık geçirdi, ameliyatlar oldu. Doktorlar bir daha şarkı söyleyemezsin dedi. O yılmadı, korkmadı, sahneye çıktı. Gümbür gümbür sesiyle hastalığın da üstesinden geldi. Ardından çocuk doğuramazsın dedi doktorlar, usanmadı, cesaretini yitirmedi. Evlendi, çocuğunu doğurdu. Çizgisini hiçbir zaman kaybetmedi, konfeksiyondan gelse bile asilliğini her sahneye çıktığında sergiledi. Buraya kadar çok güzel bir başarı hikayesidir Ebru Gündeş’in hayatı…

Ancak tıklayıp izlediğim o videoda ben gerçek Ebru Gündeş’i göremedim, çok özür dilerim. Bir anne olarak tabii ki çocuğunun incinmemesini istemek en doğal hakkı, o konuda yanındayım. Zor günler geçiriyordur, eminim. Ama konu “biz birbirimizi çok severek evlendik ve birbirimize iyi günde, kötü günde diye söz verdik. Her gecenin bir sabahı vardır” açıklamasını duyduğum anda bir dakika dur orada dedim içimden… Bu, o sözde yer alan “kötü gün” senin kötü günün değil. Bu benim, annemin, ailemin, gelecekte doğacak çocuğumun, Van’da üşüyen ailelerin kısacası ülkemin kötü günüdür.

Ebru Gündeş’e demek isterim ki “Bak Ebru, sen halkın sanatçısısın. Sen yalılarda, özel uçaklarda doğmadın, yukarıda da söyledim; konfeksiyon atolyesinden çıktın o güzel sesinle hayatımıza girdin. Sen eşinin popülerliğiyle de bir yerlere gelmedin. Anlıyorum, annesin ama gel bak şu duruma bir de bizim gözümüzden bakalım. Bilmem takip ediyor musun, Gezi Parkı Olayları sırasında 6 tane can gitti, onların da anaları vardı hatta bir tanesinin annesi belki adını biliyorsundur ama ben yine de hatırlatayım Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ana, acısından öldü, toprağa verdik o güzelim anayı biliyor musun? Sen kabineyle boy boy fotoğraflar çektirirken, eşinin hediye ettiği uçakla seyahat ederken, eşin milyar dolarları kaçırırken öldü bu güzelim insanlar hem de yok yere; adalet isterken… Şimdi sana soruyorum sen ağlama diye benim cebimden ve bu ülkede yaşayan her vatandaşın cebinden neden üç küsür milyar çıksın bana söyler misin? Ya da senin çocuğun zarar görmesin diye neden biz “tüh ya, görüyor musun” diyelim. Bana bunu açıklar mısın?

Ben isterdim ki koskoca Ebru Gündeş, halkın sevgilisi, her evin kızı, güzide sesiyle bizi alıp başka diyarlara götüren Ebru Gündeş: “ben böyle bir adamla mı evliydim, kahretsin, onun parasını da, evini de, sunduğu imkanları da istemiyorum, alır çocuğumu giderim, dürüst bir hayat kurarım. Yıllarca bu halk beni sevdi, onların cebinden çıkan her kuruşun bedelini ben bu çocuğa ödetmem. Gerekirse konfeksiyona girerim ama çocuğuma ben bakarım” diyemedi?

Kısacası Ebru Gündeş, kabineye değil bize oku şarkılarını…

Biz kim miyiz? Yıllarca seni alkışlayan, başına gelen her kötü olayda sana dualar okuyan halkız… Sana da bakarız, çocuğuna da. Öyle canlı yayında alkış tutan kitleye de inanma. Hepsi senin eşinin bedelini cebinden öderken ettiği beddualarla ne sen, ne de o çocuk ayağa kalkamaz. Bilmem anlatabildim mi?

Hadi, Ebru Gündeş göreyim seni.

7 Responses to Ebru Gündes’e açık mektup

  1. vivoc says:

    hicbir zaman halkin sanatcisi olmamis, devlet yandasi medya ünlüleri grubunun daimi üyesi birisine mi söylüyorsunuz bunlari, dahasi halkin acilarinda nerelerde neler yaptigini yukaridaki ayni yazinizda apacik belirttiginiz halde?
    bu aksamki durum sadece bunun devamidir. rezalettir. sasirilmayacagi üzere Acun ve sürekasi tarafindan kol kanat gerilerek tertiplenmis, halkin suratinin orta yerine utanmazca firlatilmistir.
    bu rezalet hukuken sonuclandiginda da bumerang üzerlerine dönecektir. neyse Acun’dan da kurtulur ülke bahaneyle.

  2. unknown says:

    Sürekli blog yazılarını, makalelerini okuyan birisi olarak uzun zamandır böyle güzel ve anlamlı bir yazı okumamıştım. Yazının ülke gerçeğini çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Tebrik ediyorum.

  3. qui_gon says:

    konfeksiyondan sahneler diye başarı öyküsünü anlatmışsınız, ama il kasedini çıkarmasına yardımcı olan ilk kocasını kaset çıktıktan boşadığını atlamışsınız. daha detayını bilemem, ama harbilik, dobralık, açıksözlülük gibi özellikler bile zamna içerisinde dalgalaralara gerek kalmadan ufak ufak sızan suyun etkisi altında eriyip gidebiliyor…şov devam etmeli de neyin pahasına? ebru gündeş (ve herkes tabii ki!) kendine bunu sormalı öncelikle..çünkü bir yerden kazanıyorsan, başka bir yerden çalıyorsundur! hemen kötü düşünmeyin; örneğin işine haddinden fazla zaman ayırıyor ve iyi kazanıyor olabilirsin; ancak çocuğundan mı, ailenden mi, sevgilinden mi çalıyorsundur bi düşünmek lazım gibi…vs…üzülmek ve hüzün öğretici bir erdemdir, tabii vicdan ve usun tezgahında.

  4. Ahmet says:

    Ebru Gündeş’in ne mal olduğunu, çocuğuna ve kocasına ağlayınca mı anladınız? Bugüne kadar hangi toplumsal konuda bir duyarlılık gösterirken şahit oldunuz kendisine?

  5. Fırat Coşkun says:

    Ve doğuda ismi Ayaz olan 40 günlük bebek evlerinin camı kırık olduğu için, naylonlar yetmediği için, ailesi anası fakir olduğu için zatürreden öldü bu ülkede. Diyarbakır’da bir kaç yıl önce Ramazan’da evde yemek olmadığını öğrenip parasızlıktan intihar etti bir baba içerde çocukları açlıktan ağlarken.
    Ebru Gündeş’e zerre üzülmüyorum. Medyaya devamlı pompalanan gereksiz pahalı hediye haberleri (ki bir kısmı doğru çıktı, uçak gibi) ile gündemi meşgul ederken meğer bunları rüşvet ve yolsuzlukla yapan kocasına ağlamasından da tiksiniyorum.

  6. Şu anda ne diyeceğimi bilemiyorum. Adeta duygularımıza tercüman olmuşsunuz.. Teşekkür ederim. Teşekkür ederiz.

  7. hiç says:

    Neden bakıcak mışız? Bu zamana kadar kimlere kimlere baktık. Kimleri kimleri en dipten en zirveye çıkarttık.. Zirveye çıkarttığımız her insan kişisi hep daha fazlasını istedi, verdik, yetmedi, çaldı, yine bağrımıza basmaya niyetlendik…Baktıklarımızın hepsinin yaptıkları alenen ortada iken, ben kimseye bakmam, başkalarının da kendilerine daha iyi gelecek, daha iyi kitaplar, daha iyi yemekler sunmak varken, Ebru bugün konfeksiyonda çalışsın, yarın da uçak alsın diye neden baksınlar diye…Biz neden herkesi sürekli koşulsuz kendimize ait olan varlığımızı sevmemize izin vermemişken onlar neden onları hep kucaklıyoruz ki? Kucakladığımız her kesim sürekli ihanet etmişken… Anlamsız…
    Kimse kimseyi kucaklamak zorunda değil! Güvenirsiniz, kucaklarsınız, ama artık kendimize değer vermeyi öğrenmemiz lazım? Biz halkız?

Leave a Reply to Seçim Haberleri Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>