Ankara’daki teröristler…

Hepimizin sinirleri bozuk… Öfkeliyiz, tepkiliyiz. Yargılarımız, fikirlerimiz, kaygılarımız, kardeşlerimiz var. Bundan önceki yazımda size babamı ve kardeşimi tanıma hikâyemi anlatmıştım. Evet, ben bir ablayım. Kardeşim daha askere gitmedi ama her Türk erkeği gibi gidecek. Vatani görevini yerine getirecek. Kaygılıyım, korkuyorum fakat bu duyguları/düşünceleri tamamen bir kenara bırakarak bu yazıyı yazacağım, sadece vatandaş olarak… Sizin de bu yazıyı; öfkenizi, nefretinizi, milliyetçi duygularınızı bir kenara bırakarak okumanızı istiyorum. Yoksa bu yaşananlara geniş bir pencereden bakmamız, algılamamız imkânsız…

Kurtulus-Savasi-5Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Türkiye’de yaşıyorum ve bu ülkenin kozmopolit yapısını çok seviyorum. Burası öyle bir ülke ki; Türkü, Kürdü, Musevisi, Alevisi, Ermenisi, Hıristiyanı aynı çatı altında yaşamayı yüz yıllardır başarmış bir coğrafya. Bundan da gurur duyuyorum. Musevi, Ermeni, Alevi, Kürt, Hıristiyan arkadaşlarım, can yoldaşlarım var. Ama gelin görün ki, son zamanlarda yaşanan olaylar yüzünden insanlar kimliklerini gizlemeye, kim olduğunu söylerken çekinmeye başladı. Ne oldu da biz bu noktaya geldik?

Eğer araştırmacı, tarihe meraklı bir kimliğiniz varsa sokaklarda konuşulanları, izlediğiniz haberleri ve terörü daha farklı değerlendiriyorsunuzdur muhakkak. HES adı altında Milli Kaynağımız olan sularımızı Fransızlara sattığımızdan da haberdarsınızdır o zaman ya da Sinop Gerze’de yapılması planlanan Termik Santral’e karşı Yaykıl Köyü’nde 11 gündür süren çadır nöbetinden…

Peki, PKK’nın nerede kurulduğundan, Öcalan’ın sadece birkaç kelime Kürtçe konuşabildiğinden ya da Büyük Ortadoğu Projesi’nden haberdar mısınız?

Hepimiz bu gerçekleri biliyoruz, hiçbir şey bilmeseniz bile avatarını Türk bayrağı ile donatan bir arkadaşımızın Facebook’da paylaştığı videolardan birine illa ki denk gelmişsinizdir. Evet, bunlar yalan değil… Başka ülkelerin bizim için bizim hiç bilmediğimiz, tasavvur dahi etmediğimiz hayalleri var. Bu hayallerini gerçekleştirmek için de eğittikleri adamları var. Bu ülkeler zamanında birçok ülkeyi sömürge altında tutup, yaşayan halkını öldürüp, o coğrafyanın kaynaklarını satıp zengin oldular. Bu ülkeler, başkalarının üzerinden zengin olmaya alıştılar. Bunun adını da medeniyet koydular. Biz de bu yalana yıllarca inandık. Sonra hiç çekinmeden birlik oldular, kongreler düzenleyerek hangi ülkenin aralarına dâhil olacağına ya da olamayacağına karar vermeye başladılar. Başka ülkeleri soykırımla suçlarken kendi yaptıkları soykırımı ve aç gözlülüğü gizlemek için Ortadoğu’da karakterler yarattılar. Üstüne üstlük hiç acımadan kendi vatandaşlarını öldürdükten sonra suçu Ortadoğu’daki yarattıkları karakterlere yüklediler. Sırf orada var olmak için… Sırf petrol için… Ardından utanmadan biz dostuz, size medeniyeti getireceğiz dediler. Oysa tarihin ilk medeniyetleri o topraklarda kurulmuştu. Medeniyet, tüm dünyaya o topraklardan yayılmıştı.

Türkiye de o topraklardan biri. Konumunu hepimiz biliyoruz, tekrarlamanın gereği yok ama gerçekleri konuşmakta fayda var. Türkiye yine şu an yaşadığımız duruma çok benzer bir durumdayken İstanbul, Ankara ve İzmir’deki aydınlar birlik olmaya başladı. Milli Mücadele başlamak üzere… Farklı farklı örgütler kurulmuş ve çoğu tıpkı bugünkü gibi tutuklanarak ceza evine konulmuş. Kurtulabilenler ise kendilerine bir lider arayışında… Bu liderlik görevini Atatürk’e öneriyorlar. Atatürk kabul etmiyor ve diyor ki; “Yanlış yoldasınız. Harekât İzmir’den, İstanbul’dan, Ankara’dan başlamamalı. Anadolu’dan başlamalı!” Çünkü Atatürk biliyor ki Anadolu farklı… Bir somun ekmeğini ikiye bölüp paylaşan bir halk yaşıyor orada. Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Musivesiyle, Hristiyanıyla…

Böylece Kurtuluş Savaşı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri Anadolu’da atılıyor. Evdeki her erkek savaşa gitmek için hazırlanıyor ve ne ilginçtir kazanacaklarını biliyor. Ölümüne dahi olsa o savaşa giriyor. Dikkat edin Anadolu’ya en büyük yatırımlar Atatürk zamanında yapılmıştır. Fabrikalar, Köy Enstitüleri, elektrik, yol… Neden Anadolu unutuldu? Bunu hiç düşündünüz mü? Hangi hükümet Anadolu’ya yatırım yaptı, köylere okul yaptırdı? Büyük şehirlerdeki kaldırımları üç haftada bir yenileyen bir ülkeyiz biz, kaynağımız mı yok? Köy Enstitüleri neden kapandı, uçak fabrikası nasıl hiç edildi haberiniz var mı?

Bu noktaya başka ülkelerin hayalleri yüzünden ve onların hayallerini gerçekleştirmek isteyen siyasetçiler yüzünden geldik. Kışın yolu kapanan, okulu olmayan köylerde bir erzak torbası için erkek çocuğunu dağa yollayan aileler olduğu için bu haldeyiz. O çocuklar öfkeli, hem de kime kızacaklarını bilmeden! Onlara söylenen yalanlara inanıyorlar.

Biraz empati yapalım. Evde kimse Türkçe bilmiyor, ailedeki herkes Kürtçe konuşuyor. (Şimdi her evde İngilizce konuşuluyor, üstelik İngilizce bilmeyene iş bile yok ama bu ülkede Kürtçe konuşmak yasak) Köyünüzde okul yok, kışın elektrik de, su da yok. Evinizdeki en değerli şeyiniz silahınız. Yemeğiniz de yok üstelik. Biri geliyor ve size bir hikâye anlatıyor, siz de inanıyorsunuz. İnanmayan yok mu? Tabii ki var, hatta onlar çoğunlukta ama bu yukarıda anlattığım ve sizin empati yapmanızı istediğim durumu ortadan kaldırmıyor.

İşte bu çocukların eline silah verip dağa gönderiyorlar. Üstüne üstlük “bu toprakların sahibi sizsiniz” diyorlar, yeni bir ülke kuracağız yalanlarıyla başka ülkelerin hayalleri için bu gencecik Türk Vatandaşı kimliği taşıyan çocukları kendi çıkarları için kandırıyorlar. Eğitim kamplarına gönderiyorlar ve çelişkiye bakın ki aynı gençler Türkiye için askerlik yapıyorlar.

Şimdi, çok iyi düşünmenizi istiyorum. Kürt arkadaşlarınız muhakkak vardır. Onların terörist olduğunu düşünüyor musunuz? Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza bu ülke için savaşan Kürtlerin bu ülkeyi bölmek istediğine emin misiniz? Bu geldiğimiz noktanın başka ülkelerin oyunu olduğunu aklınıza getirdiniz mi? Dünyanın en iyi ordularından birine sahip olmamıza “rağmen” yıllardır var olan bir terör örgütünü ortadan kaldıramadığımıza cidden inanıyor musunuz?

Türk Bayraklarıyla meydanlarda toplanıp terörü lanetleyen her Türk vatandaşına soruyorum; terörün dağda değil, Ankara’nın göbeğinde yaşadığının farkında değil misiniz?

Mitinglerde kadının saçının gözükmesi caiz değildir diye bağırdıktan sonra “laik” olan, zamanında televizyonlara çıkıp Büyük Ortadoğu Projesi’ni ballandıra ballandıra anlattıktan sonra inkâr eden, türbanlı/türbansız diye ayırım yaparak ülkeyi kargaşaya sürükleyen, Mavi Marmara olayı için özür beklerken biz size ne yaptık diyerek Struma’yı unutan, seçimleri kazandıktan sonra “Nerede kalmıştık” diye cümleye başlayan, Türkiye’yi Körfez Savaşı’na sokan, Versace takımıyla kürsüye çıkıp Allah’tan bahsedenler terörist değil de nedir?

Bazı şehitlerimizin evlerinde Kürtçe ağıtlar yakılıyor, yürek dağlarcasına… Anneler, babalar elleriyle büyüttükleri çocuklarını toprağa koyuyor bu ülkenin her şehrinde. Bu Ankara’daki teröristler de şehitlerimizin cenazesine kocaman siyah gözlükleriyle katılıyorlar. Utandıkları için mi gözlüklerin arkasına saklanıyorlar, yoksa gerçekleri gizledikleri bir perde mi o siyah camlar?

Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve yaşadığım toprakların tarihiyle, insanlığıyla, din/ırk/dil ayırmadan her sade vatandaşıyla gurur duyuyorum ama bu teröristler siyaseti bırakmadan, siyaseti bırakmasına rağmen hala elini kolunu sallayarak gezen tabiri caizse “eski” teröristler ortadan kalkmadan hiçbir şehit için “Vatan sağ olsun” demeyeceğim. Çünkü bu vatan için ölmüyor gençlerimiz… Ne zaman siyasetin yüzü değişir ve başka bir ülkenin çıkarı için değil, bu vatan için ölmek gerekir, o zaman bu vatana canım feda olsun…

Bu söylediklerimi kafanızda bir tartın. Bizi nasıl kandırmaya çalıştıklarını görmeye çalışın. Bir de Vahdettin’i ve bu ülkeye yaptıklarını, ardından yaşananları hatırlayın.

Bu yazıdaki tem umut dolu cümlem şu; “Tarih tekerrürden ibarettir”

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>